ANASAYFA  DEMİR ÇELİK   ASBEST  KURŞUN  TATİL SEKTÖRÜ

TATİL

Soru1-Hayatın devamlılığı içinde dinlenmenin tatil sektörüne dönüşmesinin zihinsel arka planında ne yatmaktadır?

-Fotoğrafın icadıyla birlikte başlayan, giderek her yere uzanan kameraların oluşturduğu büyük kurgunun getirdiği daha yakından gözlenme ve gösterilmeye ilişkin teyakkuz halinin biçimlendirdiği hayatların vitrininde olup bitenler, gerçekte nasıl yaşandığına ya da yaşanabilineceğine dair derin soruların önüne geçmiş bulunuyor. Kamera ya da fotoğraf verme, eski sosyal baskının yerini almış gibi. Sanki sahici bir dinlenme değil aranılan, tatil sektörünün sunduğu paketleri alabilme gücünün gösterisi. Kişisel zevklerden, derinleştirilmiş ilgilerden söz edilemez bu durumda. Hem iş hayatı ya da üretim hem de dinlenme ve tatil konularında bir dayatma var ama her iki alanda da sanki karar bize bırakılmıştır. Hazcılık ideolojisi, mutsuz ve sıkıntılı insanlara mutluluk paketleri sunuyor. Tatil sektörü, çarkın dişlilerine kapılmış insanın bir süreliğine kendini özgür hissetmenin bir yolunu açabilirmiş gibi görünüyor. Sanki o tatil paketine sahip olmak, emeğin hem gerekçesi hem de ödülü. Tatil yapabilmek, o sunumu yapılan tatil paketine ‘sahip olabilmek’, modern veya çağdaş hayata katılmanın, o hayatı paylaşmanın en kolay ve keyifli yolu gibi de görünüyor. ‘Keyif’ kelimesini burada özellikle kullandım. ‘Keyif’li olma, üzerinde düşünülmemiş, tersine düşünceden kaçan haz alma halini anlatmak üzere kullanılır oldu. Tatil paketleri aynı zamanda dinlenme alanlarını ve imkanlarını da tanımlayarak, dinlenebilmeyi olduğu gibi mutlu olabilmeyi de kendinden menkul bu tanımlara bağlıyor.

 

Soru2-Tatil kültürü kapitalizmin yaygınlaşmasının bir aracı olarak yorumlanabilir mi?

-İnsanlar çalışsalar da çalışmasalar da, üretseler de üretmeseler de, kitleler halinde yorgunluk mevsimine, yorgunluğun alamet-i farikalarına şartlandırılıyorlar gibi geliyor bana. Böyle bir yorgunluk belki de asıl olarak üretememenin,  ‘neşeli üretkenlik’ olarak diye adlandırdığım üretimin sevincini duyamamanın bir sonucu. Sevilmeyen işlerde, hevessizce ve kaytarılarak çalışılıyor. Bazen de bir düzene ait olmak ya da geleceği güvence altına almak için bir işe bağlanılıyor. Belli bir seviyede ve iyi yaşamanın gerekleri olarak gösterilen ürünleri tüketmek için çok para kazanmak, bunun için de çalışıp didinmek ya da gemisini yürüten kaptan olmayı başarmak gerekiyor. Bu bazen yorucu bazen de sinir sistemini etkileyen çalışma tarzının ödüllerden birisi muhtemelen deniz kenarında geçirilecek bir tatil. Başka türlü dinlenmelerin, yolculukların, eğlencelerin yaşanması sanki imkansız. İyi bir tatil geçirdiğinizi göstermeniz gerekiyor bir kere, bu da iyi bir tatili anlatan fotoğraflar çektirmenizi talep ediyor sizden.

 

Soru3-Batı dışı kültürlerin tatil kültürünü içselleştirmeleri ne kadar sağlıklı bir zemine oturuyor?

-Yukarıda ifade ettiğim gibi insanlar enerjilerini iyi görüntüler vermeye yoğunlaştırdıkları için sahici anlamda dinlenemiyorlar.  İhtiyaç duydukları dinlenme nedir, bunun üzerinde düşünemez oldukları için de çoğu kez yorgun ve çökkün ruh halleriyle dönüyorlar, tatil beldelerinden. İhtiyaç duyduğumuz dinlenmeyi nasıl sağlarız, aslında nerede olmayı seviyoruz, aslında dinlenmeye mi gidiyoruz, şeklinde sorular sorulmuyor. Hayatı genişleten, farklı pencereler açan uğraşıların yokluğu, bir tutku sahibi olmaya ödenecek bedel konusunda isteksiz ya da kararsız ve  üşengeç ruh halleri, sürü kültürüne eklemlenmeyi getiriyor. Sevilen işi yapmamanın ya da yıpratıcı çalışmaların ödülü gibi görünüyor tatil ama onun nasıl geçirileceği konusunda da tüketici kitlenin özgürce karar verebildiği söylenemez.

 

Soru4-Modern kapitalist tüketim kültürünün oluşturduğu tüketim çılgınlığının Müslüman kesim üzerindeki yansımalarını nasıl yorumluyorsunuz?

-Hadis-i şerife göre inandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanırlar. Başarıya ve mutluluğa ilişkin mitler, insanları bir çarkın dişlileri olmaya zorluyor. Hiçbir zaman tam olarak başarılı, tam olarak mutlu sayılmasak da bunlar bazı şartları yerine getirmemiz durumunda gerçekleşebilirmiş gibi, gazete eklerinde bize gösterilen şıkları işaretleyerek puanlarımızı sayıyor ve nasıl olduğumuz, neler hissettiğimiz konusunda kararımızı veriyoruz.

Müslümanlar hayattan zevk almayan, güzellikten anlamayan, eğlenmesini bilmeyen insanlar olarak tasvir edildikleri, dinsel kaygıları nedeniyle dünya nimetlerine mesafe koyan insanlar olarak gösterildikleri için de, bu bağlamdaki dışlamalara neden olan yargılara bir tepki olarak dünyevileştiler. Çirkin giyimli sayılan tesettürlü kadınların kızları, başka bir dönemin çocukları olmalarının yanı sıra,  annelerinin yaşadığı zorlukları yaşamayı üstlenmek istemedikleri için de giyim tarzlarını değiştirdiler. Kafaların içini süslemenin insanı mutsuz edeceği kanısını uyandıran sosyal ve kültürel politikaların etkisini de unutmamak gerekiyor burada. İnsanlar 80’li yıllarda olduğu gibi kitap okuyarak değil de iyi bir görünüm sunarak etkili olabileceklerine inandırıldıkları darbeler ve şoklar yaşadılar. Dünyayı kurtaracağına dair umut, insanın insan kardeşinden ve din kardeşinden sorumlu olduğu konusundaki inanç, yerini kişisel ruh sağlıklarını koruma konusundaki sağaltma tekniklerine bıraktı. Ayrıca Müslümanların taşra kökenli olanlarının son elli yıl içinde geçirdikleri şehirleşme süreçleri, kısmen de olsa cumhuriyetin ilk yıllarındaki modernistlerin yaptığı gibi görünüşte modernleşmeye yoğunlaşmayı yeğlemeleri nedeniyle,  tüketim yoluyla kendilerini ifade etme gibi bir sonuç verdi.

 

Soru5-İnşirah suresinde kula, boş kaldığında durmaksızın tekrar yorulması emrediliyor. Bu bağlamda tatil, dinlenme, eğlence olgularını Kur’anî perspektiften nasıl değerlendirmeliyiz?

Müslümanların tatil ve eğlence haklarının boyutu hususunda neler düşünüyorsunuz? Bunu tüketimde ihtiyacı aşıp lükse kaçma olgusuyla birlikte değerlendirir misiniz?

 

-‘Boş zaman’, yatırım imkanları açısından çok önemsenen bir olgu. Günümüzde birçok sektör, insanların oluşturulan boş zamanlarını hedef almak üzere kuruluyor. Değerlendirilebilecek bir boş zamana sahip olmak bu açıdan öncelikle bir statü göstergesi sayılıyor. Bunu takiben boş zaman etkinlikleri günün modasına uygunluğu ölçüsünde övgüye değer bulunuyor.

‘Boş’ diye kastedilen zamanın niceliği gibi, dinlenme tarzının niceliği de bütün olarak hayat tarzı ile ilişkili. Dinlenmek, kendini dinlendirmek bazen, bir süreliğine bulunduğu hayatın gerisine çekilerek hayata başka bir açıdan, başka bir gözle bakmayı, dolayısıyla kişinin bir hayat muhasebesi yapmasını sağlayan derin ara vermeler olarak da görülebilir.

Yorulma durumunu insanın tabii hayatında normal olarak yorulamamasının yol açtığı problemler açısından da tartışabiliriz. Kadınlar ev işi yapmaktan kaçınıyor ve bu yolla açılan alanı hobilerle, jimnastikle doldurmaya çalışıyorlar. Veya  kadınlar ve erkekler, iş ve ev arasında, vücudun hareketini sınırlayan bir düzen kuruyorlar.  Beyin yorulsa bile vücut yorulmuyor ya da uygun bir şekilde yorulmuyor, bu da çeşitli ruhsal ve fiziksel hastalıklar halinde tezahür ediyor. Yani her fırsatta arabaya binecek yerde yürümeli, evimizi de olabildiğince kendimiz temizlemeliyiz. Beyin işçisiysek bile hareketi hayatımıza katmanın yollarını bulabiliriz. Bir de şu var: İnsan gerçekten sevdiği işi yapıyorsa, mekanın dışına çıkma ihtiyacı duysa bile, çöküntüye yol açacak kadar ağır yorgunluklar yaşamaz. Yorgunluk esasında ruhsal bir yorgunluktur, hastalık da Thomas Mann’ın bir kahramanının ifadesiyle, çoğu zaman yeteri kadar sevememenin ve sevilememenin tezahürü olarak görülebilir. Burada sevgi’nin yerine ‘ilgi’yi de koyabiliriz.

Müslümanların mesela çekirdek ailenin egoist ve tüketim ideolojisini besleyen görüntüsüne karşı, diğer insanlardan farklı alternatif bir hayat tarzı üretmeye dönük bir eleştiriydi İslamcılık. Ne yazık ki Müslüman görünen insanların çoğunluğu şimdi bize daha sade, tabii ve yavaş bir hayat tarzı sürdürme konusunda, tüketim ideolojisinin etki alanındaki kitlelerden o kadar da farklı görünmüyorlar.

 

Soru6-Geleneğinde tatil kültürü olmadığı halde öykünmeci bir yaklaşımla tatili içselleştiren taklitçi yaklaşımın düştüğü aymazlıklar konusunda neler söylersiniz?

 

-Tabii ki sahte neşelerden, gösterişçi tüketimden, dostlar alışverişte görsün mantığından söz etmemiz gerekiyor bu durumda. Gerçekte belki doğru dürüst eğlenmiyor, gerektiği kadar dinlenmiyor, yeterince mutlu olmuyor ama eğleniyormuş, mutlu oluyormuş, dinleniyormuş gibi yapıyoruz. Özünüz formunuza uygun değilse nostaljinin kucağına düşersiniz, diye bir söz var. Bu sözü şöyle de söylemek mümkün: Özünüz formunuza uymuyorsa, hayatınız kendinize ait olmaktan çıkar, bir karikatüre dönüşür.

Muhafazakar ailelerin ilkeleri hiçbir yerde olmadığı kadar tatil kültürü kapsamında gözetiliyormuş gibi görünüyor: Kimi hassasiyetleri gözeten oteller, havuzlar, plajlar, mayolar sürülüyor ileriye. Başörtüsü, podyumdaki mankenin başında görüldüğünden bu yana, yeni bir kar alanı olarak yeni bir boyut kazandı. Kapitalizm başörtünüzle değil, cebinizdeki parayla ilgileniyor. Kur’an’da ‘takva örtüsü’ diye geçen, kulun sade ve erdemli yaşantısının göstergesi sayılabilecek duyarlılık ise köylü nostaljisi sayılıyor.

Başörtülülerden söz edilirken kullanılan ‘kapanma’, bir edilginleştirilmeyi, yönlendirmeye kendini bırakmayı, nesneleşmeyi ifade ediyor. Bu nedenle de başörtülü genç kızlar zaman zaman örtünmelerinin hayata kapanma anlamına gelmediğini kanıtlama çabasına düşüyorlar. Ve yine aynı nedenle ev dışında uğraşılar edinmeyi ve ‘kapatılmanın’ göstergesi olan tek tip giyim tarzı dışında bir giyim oluşturmayı, bütün olarak hayatlarına kendi zevk ve eğilimlerinin damgasını vurmanın yollarını arıyorlar.

 

Soru7-Tatil kültürü içerisinde insan bedeninin bir metaa dönüştürülmesi ve ücretlendirilmesini insani haysiyet bağlamında nasıl yorumlarsınız?

 

-Modernleşmeyle birlikte kadının daha bir bedeninin görünürlüğüne odaklandığı, bedenine bir bakıma yabancı bir gözle bakmaya başladığı söylenebilir. Bu yabancı göz, aklını gözlerinde toplayan Apolloncu gözdür. Bir açıdan kadını sorumlu, akleden bir birey olarak kabul eden, diğer açıdan ise ona yeni bir cinsel kimlik/kişilik vermekte zorluk çeken bir bakışı vardır kadına, modernite’nin. Geçmişte yeryüzünün Batı’sında olduğu gibi  Doğu’sunda da kadının bir ruhu olup olmadığı tartışılıyordu. Modernite ile birlikte kadın, erkek kadar akıllı bir insan olara kabul gördü ama bu kabulün bedeliymiş gibi, cinselliği plastikleşen, insanlığı Batılı Beyaz Özne erkeğin insanlık ve başarı kriterlerine bağlı olarak kabul gören bir kadın tipi, evrensel kadın modeli olarak ileri sürüldü. Bu kadının hayattaki duruşu, idealleri, yaşama tarzı, bütün kadınlar için bir ideal olmalıymış gibi sunuldu. Farklı kadınlık durumlarına seslenememenin, açık olamamanın bir sonucu, kültürel ve ırki hiyerarşilerin desteklenmesi oldu. Kurtarıldığına inanılan kadının aklı ve bilincinin bedenine yoğunlaşmasındaki ‘şiddet’, yeni bir esaretin de göstergesi.

Özellikle daha kış bitmeden kadınları yönlendirmeye başlayan bir rejim ve güzellik sektörü baskısı var. Kadınları yazın denize ideal ölçülerle girmenin önemine inandıran büyük bir kazanç ağı mevcut. Kız çocukları tüketim kültürünün imgelerinin etkisiyle erkenden büyüyor, bazen de büyümeye direniyorlar. Kadının sadece bedene dönüştürüldüğü piyasa, erkeğin de karşı cinsi bu dayatılan güzellik ölçüleriyle, sınırlı olarak algılaması gibi bir sonuç veriyor. Dinsel değerler ve ilkeler, kadınların kişiliğinin gelişmesinin önünde birer engel sayıldıkları için değil de özellikle kapitalizmin amaçları açısından birer engel teşkil ettikleri için eleştiriliyorlar. Geleneğin bedenini tutsak ettiği öne sürülen kadının özgürleşmesi, bu bedenin tüketim ideolojisi tarafından işgal edilmesi amacıyla savunuluyor sanki.

Elbette insan olarak nasıl göründüğümüzle, bedenimizin bakımıyla ilgili, bize emanet edilen bedeni korumakla sorumluyuz. Ama bu bedenin olabildiğince piyasada dolaşım halinde bulunan araçlar tarafından işlenmeye açık tutulması, bu piyasanın rahipleri sayılabilecek güzellik uzmanlarının vaazlarına uygunlaştırıldığı takdirde bir onay görüyor olması, emanet bedenin kutsallığını zahiren koruyan isim ve sıfatlarla etiketlenerek rehin alınmak istendiğinin göstergeleri.  

Modern kent içinde erkekliğin de yaşadığı bir paradoks var: Hızını ve hayal gücünü sınırlayan modern kentte başarmak için kendi varlık sınırlarını zorlaması gerekiyor, erkeğin. Cinsel imajlar açısından özellikle kadınları kontrol eden ve baskı altında tutan piyasa, artık erkeklere de aynı baskıyı uyguluyor. Erkekler, gerçekte nasıl olmaları gerektiğine karar veremeden, bulundukları durum ya da olmaya çalıştıkları haller konusunda sürekli şüpheye düşürülüyor ve sürekli baskı altında tutuluyorlar. Bunun sonuçlarından biri, bir tür yenilgiyle ‘erkeklikten düşmek’, yani bir tür yozlaşmayla ‘dişileşme.’ Başka bir sonuç ise zahirde başarıyla gelse bile asaletten yani kahramanlıktan vazgeçerek yozlaşmak.

 

Soru8-Hegemonik güçler; arzu ve isteklerin eğlence kültürü içerisinde bir şova dönüştürülmesi ve kışkırtıcı,  baştan çıkarıcı ve ince ayartıcı politikalarla insan üzerinde neleri hedeflemektedirler?

-Soru sormayan, itaatkar ve doyumsuz tüketici kitleleri, en ideal amaç olmalı. Bu insanı yavanlaştıran alışveriş biçimini ya da iktidar ilişkisini  sorgulamaya, değiştirmeye dönük duyarlılıklar ise sapkın ve yoldan çıkarıcı sayılarak, damgalanır. Ne acı derinden hissedilen bir histir bu yaşama seviyesinde, ne de aşk, sahici bir kapılmadır. Belki özetle şunu söylemek gerek: İnsanın kendi insani yeteneklerini derinleştirmesini, dolayısıyla insan olma sürecini tamamlamasını önleyen, tam tersi bir çarkı ise hızlandıran bir baskı, sözünü ettiğimiz.

 

Soru9-İslami kesim tarafından kurulan tatil ve eğlence merkezlerinin muhtelif faaliyetlerinin, animasyon, konser, gösteri, yarışma vb. hizmetlerinin İslami yaşam tarzı ile bağdaşıklığını nasıl yorumluyorsunuz?

- Tepkiselliğin ağırlığı oranında bazen insanda taklit olan her şeyin duyurttuğu sıkıntıyı uyandıran çalışmalar, yorumlar, yüzeysellikleri oranında baskın oldukları, bir şamatayla sunuldukları için, emek verilmiş, özgün çalışmaların ve yorumların gözardı edilmesine yol açıyorlar. Demek ki yüzeyselliği ve yavanlığı, taklidi ve şamatayı eleştirirken, örtbas edileni, gizli saklı bırakılanı görme ve gösterme gibi bir sorumluluğumuz da var. Belki hayattan yükselen taleplerle eleştirilerin daha dikkatli bir okumasını yapmak, en önemlisi, kültür ve sanat alanlarında daha özeleştirel, daha çalışkan ve dikkatli olmak lazım.

 

Soru10-Son olarak neler söylemek istersiniz?

 

-‘Seyyid Kutup ‘hareketin fıkhı’ndan söz eder, yazılarında. Bu fıkıh anlayışına göre bir hayat tarzı,  zamanının dil ve üslubuyla tartışmaya açılarak, yeni söylemler açısından okunarak yeniden oluşmayı sürdürmelidir. Bu ne geçmişin olduğu gibi tekrarlanmasıdır ne de her yeniliğe kendini açmaktır. Müslüman olarak kendi çağımızda dini yeniden okuma, bu okuma için çaba gösterme gibi bir sorumluluğumuz var. Atalarımızın kurduğu dünyayı olduğu gibi korumamız, mesela tezhibi minyatürü olduğu gibi tekrarlamamız, düşünce alanında da düşünülmüş olanları aktarmakla yetinmemiz bence atalarımıza haksızlık etmek olur. Biz o kurulmuş ve sürdürülmüş dünyaya kendi bulunduğumuz dönemlerin ihtiyaçları ve soruları açısından neler katıyoruz acaba, diye sormamız gerekiyor...

Eylül 2006 Özgün İrade Dergisi

 

SEDRET ®

 

 

 

 

 

 

 

 

ticaret alış veriş kampanya ucuz açık artırma ürün bul alım satım

www.ambalajal.com    www.ambalajtr.com  www.sedret.com   www.ucuzpaket.com